21. Yüzyılda Daha Güçlü Olabilmek İçin Ve Kardeşçe Bir Gelecek İçin Çözüm: Federasyon
Kürtler, özellikle son iki yüzyıldır özgürlükleri için, insanca bir yaşam için mücadele etmiştir. Bütün imha, katliam, talan ve işkencelere rağmen özgürlük davasından vazgeçmemiştir. Ve bu mücadele, Kürtler özgürleşene kadar da sürecektir.
Kürtler binlerce yıldır bu topraklarda, kendi coğrafyalarında yaşıyorlar.
Kürtler özgürlüklerini isterken kendi atalarından kalan toprakları istiyorlar. Kimsenin topraklarını, ülkelerini gasp etme, insanlarını öldürme, yakma-yıkma veya talan peşinde değiller.Bu temelde Kürtlerin kendi vatan toprakları üzerinde özgürce yaşamayı istemeleri, dünya üzerindeki tüm halkların olduğu gibi Kürtlerin de hakkıdır ve Kürtlerin, kendi kaderlerini tayin etmeyi isteme hakları vardır.
Biz Kürtler bin yıla yakındır Türklerle beraber yaşıyoruz. Özellikle tarihin kırılma noktası diyebileceğimiz anlarda Türklere hep yardım ettik. Malazgirt’te Kürtlerin büyük desteği olmasa Türklere yurt açılmazdı. Çaldıran’da 30 küsur Kürt aşiretinin desteği olmasaydı, Osmanlı, Osmanlı olamazdı. Kürdistan’dan başlatılan kurtuluş savaşında, Kürtlerin işbirliği ve desteği olmasaydı, bugün Anadolu’nun batı yarısı tamamıyla bir daha geri gelmemecesine işgal altında kalırdı ve Türkiye Cumhuriyeti diye bir devletin kurulması söz konusu olamazdı.
Tekrar başa dönüp, Kürtler ne istiyor diye sorulacak olursa, cevabımız şudur: Kürtler özgürce yaşamak istiyor. Ne onursuzca bir yaşam ve ne de esaret altında bir yaşam istiyorlar. Özgürlüğü, elde edinceye kadar da mücadeleden vazgeçmeyeceklerdir. Hiç kimseye rahat batmıyor. Kürtler savaş aşığı bir halk da değildir. Zaten bu insan fıtratına da aykırıdır. Kürtler bir insan olarak, Kürt olarak Allah-u Teâlâ’nın yaratmasından doğan haklarını kullanmak istiyorlar. Ve bilinsin ki kimse bunun önüne geçemez. Kürtlerin komşuları olan halklar da (Türkler, Araplar, Farslar) şöyle bir empati kurabilmeliler: “Biri gelse benim ismimi, dilimi, tarihimi, ülkemi, kültürümü yasaklasa ve bana kendisi olmayı dayatsa doğru bir iş yapmış olur mu? Ben bu durum karşısında ne yaparım? ” “Kabul etmem, itiraz ederim” dersiniz değil mi? Ey Türkler, Araplar ve Farslar, bugün Kürtler de bunu yapıyor.
Ya da soruyu tersinden soralım: “kendi hakkınızı istediğinizde, buna karşılık zulüm, baskı, işkence, imha, inkâr size dayatılsa, çevrenizden ne beklersiniz? Hele hele bu sizin din kardeşiniz olduğunu iddia ettiğiniz bir halk tarafından size reva görülüyor ise veya en azından onlar adına yapılıyorsa, öncelikle onlardan ne beklersiniz?” Bir an böyle düşünün ve sonra kendinize dönün. Evet, Kürtler bugün dindaşları tarafından böylesi bir zulme tabi tutuluyorlar. Peki, siz dindaşlarımızın bu durum karşısındaki tavrı ne olmalıdır? Hâlâ resmi ideolojilerinizin söylemlerini tekrar etmek mi olmalıdır? Hâlâ inkâr mı? Hâlâ kabullenmeme mi?
Bugün Kürtler, her şeye rağmen barış ve kardeşlik elini uzatıyorlar. Birlikte geleceğe uzanmak istiyorlar.
Bunun çok iyi bilinmesi gerekir: Kürtler öldürülerek, inkâr edilerek, yok sayılarak, asimile edilmeye çalışılarak eritilemez, bitirilemez. Çakıltaşı edebiyatı ile bu halkların sorunlarına derman olunamaz. Tek dil, tek bayrak, tek devlet, tek millet gibi tekleştirmeler çok dilli, çok kültürlü, çok milletli vs toplumlar için çözüm değil, çözümsüzlüktür. Evet, belki kısa dönemde bir şeyler elde edilmiş gibi hissedilebilinir. Ancak uzun vadede kazandırıcı değil kaybettirici olduğu görülür. Şu anda dış politikada, Türkiye’yi en çok zor durumda bırakan sorunlardan biri, 1915 yılında Ermenilere karşı girişilen haksızlık değil mi? Gerek ülke içinde ve gerekse de ülke dışında Türkiye’nin önünü tıkayan en büyük problem, 80 küsur yıldır inkâr edilmeye çalışılan Kürt problemi değil midir?
Aklı başında herkesin, resmi ideolojisinin dogmalarını putlaştıran bu devlete sorması gerek; “Kürt sorununun böyle çözümsüz bir halde kalması için, bu çözümsüzlük halinin sürmesi için daha kaç bin gencin ölümü gerekecek? Daha kaç bin ocağa ateş düşecek? Daha kaç bin anne ağlayacak? Daha kaç bin kadın dul kalacak? Daha kaç bin çocuk yetim kalacak? Ve daha kaç 100 milyar dolar harcanacak?" (Siyabend AZAD ile Gündeme Dair Röportaj-II – Mizgîn Dergisi sayı 55)
Artık, kardeşlik, barış, özgürlük, huzur, dayanışma, gelişme, ilerleme, refah zamanı gelmedi mi? Hep birlikte adeta haykırarak “evet, o zaman geldi!” demeliyiz, diyebilmeliyiz. Birçok yanlışlık yapılmış olsa da, tarihten gelen, Kürtler ve Türkler arasındaki bu ilişki, daha da gelişmeli, daha da kökleşmeli, karşılıklı güven ve hoşgörü ile pekişmelidir diye düşünüyorum. Eğer, Kürt sorunu çözülmeli diyorsak, bu soruna yönelik çözümümüzü de ortaya koyabilmeliyiz. Bundan 16 ay önce Bedirxan DILŞA hocamız Mizgîn dergisinin 40. sayısında yayınlanan yazısının “Kürt Sorununda Çözüm Nedir?” başlıklı kısmında şunu belirtiyor: “Tez elden, akan kanın durması ve Kürt sorununun en doğru bir temelde çözümü için, bu ülkenin aydınları, bu ülkenin siyasetçileri, bu ülkenin yurtseverleri tarafından uygulanabilir çözümleri devreye koymak gerekir. Bugün 21. yüzyılda Kürtler için de ve Türkler için de kanaatimizce uygulanabilir en uygun çözüm modeli, FEDERASYONDUR.” (Bunlar Ne İstiyor? / Bedirxan DILŞA)
Neden Federasyon:
Öncelikle şunun iyi bilinmesi gerekir, eğer bu ülkede Kürtlerin, kendilerini bu ülkenin vatandaşı olarak görmeleri isteniyorsa, bu ülkeye can-ı gönülden bir bağlılıkları isteniyorsa, bunları oluşturacak siyasal, sosyal ve psikolojik adımların da atılması gerekir.
Türk devlet yöneticilerinin belki de en büyük problemi kibir problemidir. Dün böyle dedik, artık bundan dönüş yok mantığı yanlıştır. Evet, Türk devlet yöneticileri yanlış yaptık (-aynen 12 Eylül cuntasının lideri Kenan EVREN’in itiraf ettiği gibi-) diyebilmeliler.
Yine bunun iyi bilinmesi gerekir; bu halkların kendini bu ülkenin vatandaşı olarak görerek, hissederek, istenilen birlikteliği, dayanışmayı ortaya çıkarmaları herkese kazandıracaktır.
Ortadoğu, dün İngiltere öncülüğündeki Avrupa emperyalistleri tarafından tarumar edildi. Avrupa emperyalistlerinin sarhoş subaylarının, ellerindeki cetvellerle çizdikleri yapay sınırlar, yıllar yılı Ortadoğu’ya hep kan, gözyaşı ve yıkım getirdi. (Ortadoğu’da Kriz / Bedirxan DILŞA – Mizgîn Dergisi sayı 24)
Bugünkü koşullarda federalizm; “ortak devlet”, “ortak vatan” paradigması doğrultusunda birlikte yaşamanın ve her türlü ayrılıkçılığın önüne geçmenin tek yoludur.
Üniter yapının reformize edilmesiyle oluşturulacak Federalizm ile iktidar, her iki halkın arasında eşit bir şekilde paylaştırılacak ve böylelikle bu sorun tarih olacaktır.
Oluşturulacak bu federasyon, sadece Kuzey Kürdistan ile sınırlı kalmamalıdır. Kürdistan’ın diğer dört parçası da bu federasyona dahil edilmelidir. (Bunlar Ne İstiyor? / Bedirxan DILŞA – Mizgîn Dergisi sayı 40)
Siyabend AZAD Hocamızın belirttiği gibi: “Aslında Türk devleti yöneticilerinin arasında bunu ilk gören ve uygulamaya sokmaya çalışan Turgut ÖZAL’ın kendisidir. I. Körfez Savaşında: “bir koyup, üç alacağız” derken kastettiği Kürt-Türk Federasyonuydu.”
Türkiye’nin, Güney Kürdistan ile Güneybatı Kürdistan ile Doğu Kürdistan ile ve Kuzey Kürdistan ile beraber kuracağı Federasyon sonucu oluşacak devlet, sadece Ortadoğu’nun değil belki de dünyanın en büyük devleti olmaya adaydır.
Kürtlerin ve Türklerin kuracağı böylesi bir federasyon; siyasal, stratejik, jeopolitik anlamda dünyanın en önemli ülkesi, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri bağlamında (petrolüyle, suyuyla vb.) dünyanın en zengin ülkelerinden biri hatta belki en zengini, yüksek insan gücü potansiyeliyle, geniş coğrafyasıyla önü en açık ülkesi olacaktır inşaallah.
Böyle bir fırsat halkların önüne tarihte kaç defa gelir ki. Ne ölüm var ne zarar. Ne kan var ne gözyaşı. Ne ağıtlar yakılacak ne feryatlar arşa yükselecek. Didişme-kavga üzerine değil, ilerleme, yaşam standartlarının yükselmesi üzerine planlar, programlar yapılacak. Bu iki halk özgürce, korkmadan, beraberce, dayanışma içinde kendi ortak geleceklerini kuracak. Hiç biri diğerinden üstün değil. Hiç biri diğerini ezmiyor. Hiç biri diğerinin hakkını gasp etmiyor. Hiç biri diğerine kötü gözle ve nefretle bakmıyor. Herkes eşit ve herkes özgür. Herkes mutlu ve herkes huzurlu. Herkes işinde gücünde ve herkes emîn. Zorlama kanunlarla değil gönül bağıyla birbirine bağlı bir toplum.
Haydi hep beraber “böylesi bir birliktelik için el birliği etmenin zamanıdır” diyelim ve çalışalım.