Anasayfa | Arşiv | İletişim | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Etyen Mahçupyan

Güçlü aktör hangisi

Okunma  Yazar : Etyen Mahçupyan
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 49
Tarih  Tarih : 04 Mart 2010 03:43

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

Siyasi analistler olayların içeriği kadar zamanlamasının da önemli olduğuna işaret ederler. Bu bakış popüler dilde de karşılığını bulmuştur. Türkiye gibi komplocu bakışın yaygın olduğu ülkelerde ise zamanlama içeriğin bile önüne geçer. Örneğin Baykal, Balyoz soruşturmasının niçin ‘şimdi’, yani söz konusu planın hazırlanmasından sekiz yıl sonra yapıldığını sorarken, muhtemelen rahatsızlık içindeki geniş bir laik kesime de tercüman olmaktaydı. Erdoğan buna ‘olgunlaşma’ eksikliğini işaret ederek cevap verdi. Balyoz’la ilgili bilgilerin hükümete ulaştığını, ancak siyasi ortamın ancak ‘şimdi’ olgunlaştığını öne sürdü.

Buradan çıkan sonuç zamanlamanın gerçekten de önemli olduğu ama farklı aktörler açısından farklı işlev gördüğüdür. Güçlü siyasi aktörleri ele alıyorsanız, zamanlama tercihinin bir ‘niyetle’ veya taktikle ilgili olduğuna hükmedebilirsiniz. Çünkü böyle bir aktörün kaybedeceği şey zaten azdır ve elindeki imkânı karşısındaki rakibi bozmak veya sindirmek üzere kullanmayı hedeflemesi şaşırtıcı olmaz. Buna karşılık güçsüz siyasi aktörlerin zamanlaması genellikle ‘imkân’ veya ‘ortam’ kavramıyla birlikte anlaşılabilir ancak. Diğer bir deyişle bu türden siyasi aktörlerin esas düşüncesi gereksiz risk almamaktır.

Nitekim AKP de darbelere ilişkin kendisine gelen bilgileri anlaşılır nedenlerle sineye çekmiş ve bu bilgiye vakıf olduğunu da ancak şimdi itiraf edebiliyor. Demek ki darbe olasılığının daha baştan engellenmesi ancak AKP’nin kendisini ‘sağlam’ hissetmesiyle mümkündü ve bu da laik kesimin güçlü aktörlerinden bazılarının desteğini gerektiriyordu. Ama hükümet bu desteği alamadı... O dönem AKP’yi destekleyen laikler, genellikle sivil toplum ayağını oluşturan ve laik statüko açısından marjinal addedilen bireylerdi.

Böylece ilginç bir çıkarsamaya geliyoruz: AKP’nin darbe girişimini sekiz yıl hasıraltı edip ancak şimdi sorgulamasının en önemli nedenlerinden biri bizzat Baykal’ın kendisidir. Öte yandan aynı bilginin CHP’ye ulaşmadığına da inanmak son derece güçtür ve bu durumda ‘sosyal demokratların’ olası bir darbeyi niçin gizledikleri ayrı bir soru olarak karşımıza çıkar.

***


Zamanlama
meselesi bugünlerde de gündemde... İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın sahih olduğuna dair bazı delillerin bulunduğunu ve Dursun Çiçek’in imzasının teyit edildiğini Genelkurmay hafta başında ilan etti. İlgili soruşturma ise kamuoyuna bildirildiği kadarıyla geçen haziran ayında başlatılmıştı. Arada geçen zamanda imza teyidi zanlının talebi üzerinden mahkeme tarafından tekrarlanmış ve bu sürecin kabaca bir hafta kadar sürdüğünü anlamıştık. Diğer detaylar üzerinde soruşturmanın da herhalde bir aydan fazla sürecek hali yoktu, çünkü olayın bütün aktörleri Genelkurmay’ın içindeydi ve böyle bir incelemenin fazla dallanıp budaklanma ihtimali zayıftı.

O zaman ‘niye şimdi’ sorusunu sorabiliriz. Yani acaba Genelkurmay söz konusu soruşturmanın muhtemelen çoktan elde edilmiş sonucunu neden şimdi açıkladı? Mantık, bunun Cumhurbaşkanı riyasetinde yapılan üçlü görüşme ve ardından pazar günkü Başbakan görüşmesiyle bağlantılı olduğunu ima ediyor. İdari açıdan bakıldığında yargının elinin serbest bırakıldığı anlaşılıyor. Bu bağlamda askerî savcılığın da hukuk yolunu tercih edeceğine dair belirtiler giderek artıyor. Siyasi açıdan bakıldığında ise, yaşanmakta olan gerilimin hükümet lehine kesinleşmekte olduğunu söylemek mümkün. Genelkurmay makamı, direnmenin maliyetini taşımamanın ve bu fırsatı bir yeniden yapılanmanın zemini olarak kullanmaya hazırlanmanın daha akıllıca olduğunu görmüşe benziyor.

Bu pek de alışık olmadığımız, yeni bir aktörleşmeyi ifade edebilir. Çünkü anlaşılan asker, uzun zamandan bu yana ilk kez ‘güçsüz aktör’, hükümet ise ‘güçlü aktör’ konumuna doğru kaymakta. Bu kaymalar, gücü üreten meşruiyetin de değiştiğini ima ediyor. Çünkü aslında ortada sosyolojik bir değişiklik yok. AKP’nin ardındaki potansiyel seçmen kitlesi bu süreçte artmadı, hatta anketlere bakarsanız azaldı bile... Ama ortada ideolojik bir yıpranma ve buradan doğan yeni bir meşruiyet var...

Bir dönemler “halkın yüzde 99’u bile itiraz etse bu düzen değiştirilemez” türünden bir laf vardı... Kemalist ideolojinin ve vesayet rejiminin bekasını savunmak üzere kullanılırdı. Bugün tam aksi yöne gidiyoruz: “Halkın yüzde 1’i bile istiyor olsa bu düzen değişmeye gidiyor”, çünkü o yüzde 1’in haklı olduğunu hepimiz iç dünyamızda biliyoruz.

***


Rejim
konusunda değişim rüzgârını taşımaya hevesli gözüken AKP, bu toprakların gerçekliğini taşıma noktasında tutukluğunu sürdürüyor. Ermeni soykırımına ilişkin bir maddenin ABD Temsilciler Meclisi gündemine alınmasını engellemek için canla başla uğraşılıyor. Bu ülkeden binlerce kilometre uzaktaki, tanımadığımız, bizle hangi değerleri paylaştıklarını bilmediğimiz birtakım insanların alacağı kararı engellemek üzere yalvar yakar olunuyor. Bu görüntü pek hoş karşılanmayacağı için de olay ‘pazarlık’ görüntüsü altında sunuluyor. ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarları zedelenir, dünya barışı kötü etkilenirmiş...

Bu yıl bunlara bir de ‘idealist’ kriter eklendi: Soykırımın kabulü normalleşme sürecini olumsuz etkilermiş. Eğer mesele Ermenistan ile olan yakınlaşma ise, tasarının bunu olumsuz etkileyeceği açık. Öte yandan bu yakınlaşmanın gerçekten bir ‘normalleşme’ olduğu da öyle... Ama ortada garip bir durum var: Gerçekleri görmezden gelen bir ‘normalleşme’ olabilir mi? Bu gerçekler sadece geçmişte olanları değil, bugünün algılarını da kapsıyor ve ortada çok geniş bir konsensüs var. Türkiye’nin şu basit gerçeği görmesi lazım: BM’nin soykırım tanımı orada durduğu sürece, 1915 ve sonrası ‘soykırım’ olarak adlandırılacaktır. Bunun değişmesi isteniyorsa, çare tarih uydurmakta değil, tanımı değiştirmeye çalışmaktadır.

Bu denklemde Türkiye siyaseten ‘güçlü aktör’ ama meşruiyet açısından maalesef ‘güçsüz aktör’ ve yaşadığımız günler meşruiyeti siyasi güçten daha önemli kılıyor.

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Ahmet Altan Ahmet Altan
Acayip memleket
YazıYorum-Ferat YazıYorum-Ferat
Açılım bombaya dönüşürse
Etyen Mahçupyan Etyen Mahçupyan
Travma bizimdir, bizim kalacak...
Rasim Ozan Rasim Ozan
Parti içi demokrasi safsatası
Suzan Samancı Suzan Samancı
Roj Tv neden Türkiye'den yayın yapmasın
Özgür Amed Özgür Amed
NEDEN İNADINA BARIŞ
Cevat Düşün Cevat Düşün
Türkiye` de Sanik Olmak Bir Kamu Görevidir
Mahmud Hocaoğlu Mahmud Hocaoğlu
Çözüm: Federasyon
Benjamin Benjamin
Spor sadece futbol değildir
Eğitimci Eğitimci
Eğitim Üzerine
Av.Bülent Temel Av.Bülent Temel
301 DEĞİŞMEDİ

SON DAKİKA HABERLERİ

ANKET

Sizce Açılım neyi ifade ediyor?










Tüm Anketler

Ajansdiyarbakir.com © Tüm Hakları Saklıdır. Yazarlar ve editörler yazdıkları haberlerden ve yazılardan sorumludur. Dış yazarlardan gerekli izinler alınmıştır. Haberler kaynak gösterilerek alınabilir.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi